İçeriğe geç

Mum mu önce kandil mi ?

Mum mu Önce Kandil mi? Bir Anı, Bir Soruyu…

Geceyi sabahın en erken saatlerine kadar beklerken, aklıma düşen soru beni bir anda içine çekti. Mum mu önce kandil mi? Hani bazen, çok derinlerde hissettiğiniz bir şey vardır, sanki bir duyguyu çözmeye çalışıyormuşsunuz gibi, ama bu duygunun adını koyamazsınız. İşte o anı yaşadım. Şu sıralar Kayseri’deki o eski mahallede, annemin mutfağında, sabah ışıkları belirmeden birkaç dakika önce, işte tam o anda. Şimdi düşündüğümde, o kadar basit bir soru ama o an için fazlasıyla derin bir anlam taşıyor.

Gece ve Karanlık

Saat üçü biraz geçiyordu. O eski evin mutfak lambası yanmıyordu, ama zaten geceyi sabah etmeyi çok sevdiğimi de biliyorsunuz. O an yalnızdım. Annem, babam, kardeşim hepsi uyuyordu. Kendi başıma, evin her köşesinde kaybolarak, geçmişin karanlıklarında bir yolculuğa çıkıyordum. Burası kaybolmaya yüz tutmuş bir mahalle; caddelerdeki evler eskidi, duvarlar soldu. Ama her şeyin bir hatırası vardı. Ve evin en köşesindeki küçük, karanlık mutfak… Orada oturup, zamanla kaybolmuş olan her şeyi düşündüm. Her şeyin geçtiği ama hala bir şekilde hatırlanan zaman dilimi. Kendi içimde bir tür huzursuzluk vardı. Hani bir şeyler yapıyorsun ama bilmiyorsun niye… Ya da yapmalısın, ama nasıl?

İşte o sırada, annemin eski mutfak raflarında bir mum buldum. Beyaz, yıllardır kullanılmamış bir mum. Yanında ise, onun biraz daha büyük ve klasik bir alternatifi olan kandil vardı. Mum ve kandil… Birisi basit, birisi daha ihtişamlı. Ama bu, hayatın küçük seçimlerini yansıtıyor gibi bir şeydi, belki de.

Kandil mi? Mum mu? Gerçekten ne fark ederdi ki? Birisinin ışığı fazla, diğerinin biraz daha sakin. İkisinin de amacı aynı: Karanlığı aydınlatmak.

Mum mu Önce Kandil mi?

İşte o zaman kendimi sorgulamaya başladım. Hangi ışık bana daha yakın? Mum mu önce kandil mi? Söz konusu olan sadece bir ışık kaynağı değil, aslında benim içimdeki bir tür kafa karışıklığıydı. Hayatımda bazı seçimler yaparken, sanki iki seçenek arasında sıkışmış gibiyim. Kimi zaman basit, her an kullanılabilir olanı seçiyorum. Kimi zaman ise biraz daha görkemli, daha fazla zaman harcanarak yapılanı.

Bir tarafta sade, doğal bir sıcaklıkla ışıldayan mum vardı; hayatın çoğu basit, net ve doğal olandan gelirdi. Diğer tarafta ise kandil vardı. Belki biraz nostaljik, belki biraz eski zamanlara ait, ama bir o kadar da derinlikli ve ihtişamlı. Kandil, biraz daha uğraş gerektiriyor. Onu doğru şekilde yakalamalı, uzun süre korumalısınız. Ama bence işte asıl mesele burada gizliydi. Mum her ne kadar anlık ve geçici bir ışıltı sunsa da, kandil sabır ve özen gerektiren bir ışık kaynağıydı. Belki de hayatın küçük seçimleri buna benziyordu: hemen geçebilecek, anlık hevesler mi yoksa derin, uzun vadeli yatırımlar mı?

O an, o soruyu sormamın bir anlamı vardı. Bu, sadece bir mum ve kandil meselesi değildi. Hayatta bazen, hızlıca ulaşabileceğimiz mutlulukları, geçici zevkleri tercih ederiz. Bazen de sabırla bekleriz, ve sonunda kendi içimizde bir şeylerin şekil aldığını görürüz. Mum ve kandil, belki de bu iki seçimi simgeliyordu. Peki, hangisini seçerdim?

Bir Hikaye, Bir Karar

Hikayenin köklerine indiğimizde, aslında hayatımızda hep küçük seçimler vardır. Ne zaman, hangi ışığı tercih edersiniz? Her günümüz bir mum ya da kandil seçimi midir? Düşündükçe, kendimi biraz kaybolmuş gibi hissettim. Hani bazen kararlarımı verirken, “Doğru olanı yapıyorum,” diye düşünürüm ama sonra gece olunca bir yalnızlık sarar içimi. Bunu hep anlatırım kendime, hatta yazarken bile öyle hissediyorum. Birçok şeyin anlamını daha sonradan çözmek zorunda kalırım. İşte o kararsız an, aslında tam da bu yüzden gelir.

Bir gün, bir akşam, kandil yakmaya karar verdim. Evet, doğruyu söyledim. O eski, nostaljik duyguyu yaşamayı seçtim. Ama o gece, bir şey fark ettim: Kandil yakmak o kadar kolay değildi. Sabırla beklemek, ışığın tam olarak yandığını görmek, her bir ateşi hafifçe üfleyerek korumak… Bu kadar fazla uğraşmak ve sonunda sabırlı olmak, bana derin bir anlam kazandırmıştı. O an, sabırla büyüyen her ışığın, belki de insanın içindeki karanlıkları aydınlatmak için gereken tek şey olduğunu fark ettim.

Sonraki sabah, o eski mum hala orada duruyordu. Kendi ışığını yakmak için sadece küçük bir dokunuş yeterdi. Ama mumun sıcaklığı, gecenin erken saatlerinden kalan bir hatıra gibi vardı. Anlık bir huzur, bir anlık aydınlık. Ama kandil… Kandil biraz daha kalıcıydı.

İki Işık, İki Yol

Sonunda, mum ve kandil arasında gerçekten bir fark olup olmadığını düşündüm. Biri kısa süreliğine kalır, diğeri biraz daha uzun. Ama her ikisi de kendi zamanında çok değerli. Hayatın hızla geçtiği zamanlarda, bazen basit olan, anlık çözümlerle yetinmek gerekiyor. Fakat bazen de, sabırlı olmak ve en derin hislerinizi beklemek, belki de gerçek anlamı bulmanızı sağlıyor.

Bugün, Kayseri’nin sabahına karşı gözlerimi açtığımda, aklımdan geçen tek şey şu oldu: Hangisini seçerdim? Mum mu, kandil mi?

Belki de ikisi de aynı anda lazım. Geceyi ve sabahı, karanlıkla ışığı dengelemek için.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet yeni girişbetexper güvenilir mielexbetgiris.org