Duygularımızın İşlevi Nedir? Bir Yolculuk
Bir gün, Kayseri’nin o alıştığım soğuk sabahlarından biriydi. Her şey rutin gibiydi, ama içimde bir şeyler eksikti. Sanki bir şeyler olup bitiyor, ama ben bir türlü yakalayamıyordum. O sabah, bir parça daha yalnız hissettim, ama bunun ne demek olduğunu anlamadım. Duygularım, yine bir anlam arayışı içindeydi. Bir iç sesim vardı; “Duyguların ne işlevi var?” diye soruyordu kendime. O an fark ettim, belki de bir duygunun işlevini tam olarak anlamadığımızda, ona nasıl tepki vereceğimizi bilemiyoruz. İşte o sabah, tüm bunları düşünmeye başladım. Bir olay yaşadım, bir sahne var, belki de bu soruya cevabımı bulmamı sağlayacak.
O Günün Sabahı: Bir Anlık Umut
İçimde, Kayseri’nin çetin kışında bile ısınmak isteyen bir umut vardı. O sabah, sokakta yürürken bir anda zihnimde bir düşünce belirdi. Gerçekten mutlu muyum? Bugüne kadar yaşadığım her şeyin ne kadarını gerçekten hissetmiştim? O an hissettiğim şey, belki de bu kadar zaman içinde unutulmuş, kaybolmuş bir duyguydu: Umut.
Beni birden saran bu his, bir yandan rahatsız ediciydi ama bir yandan da içimdeki karanlık düşünceleri aydınlatıyordu. İnsan, bazen kendi duygularını unutuyor, değil mi? Kendini kaybettiğinde, bir anlık bir duygu, tüm o kaybolmuş olanı tekrar hatırlatabiliyor. O sabah, umut bir şekilde bana gülümsedi. “Hayat devam ediyor” dedim, ama kendime bile inanmıyordum. Çünkü o an hayal kırıklığı, her şeyin ötesinde bir duyguydu.
Hayal Kırıklığı: Beklentilerin Arkasında Kalan Bir His
İçimdeki hayal kırıklığı, çok yoğun bir duygu, hem yıkıcı hem de şekil almış. Günün ilerleyen saatlerinde, bir telefon görüşmesi yapmam gerekti. Aradığım kişi, beklediğim gibi cevap vermedi. O an, duygularım nehrin karşı kıyısındaki taşlara çarptı. Hayal kırıklığı dediğimiz şey aslında neydi? Kendi beklentilerimizin, başkalarının davranışlarıyla uyumsuz hale geldiği an. Hayal kırıklığı sadece bir duygu değil; zaman zaman insanların kalbine sızan bir yaraya dönüşebiliyor.
Ve o an, “İşte bu!” dedim. Duygularımızın işlevi, bazen bizi insan yapan en güçlü şeydir. Belki de duygular, içsel dünyamızı anlamamız için bir yol haritasıdır. O telefon görüşmesinde tam olarak ne hissettiğimi çözememiştim, ama hissettiğim şey kesinlikle umutla hayal kırıklığının iç içe geçtiği bir karmaşaydı.
Ben: “Bir insan neden bu kadar umudunu kaybeder?”
İçimden bir ses: “Çünkü bazen beklediğini alamazsın. Ama o da senin öğrenmen için.”
Duyguların işlevini, o an öğrendim. Hayal kırıklığı bana ne öğretti? Başkalarına olan güvenimin sınırlarını ve kendi içimdeki beklentileri anlamam gerektiğini. Bunu kabul etmem kolay olmasa da, hayal kırıklığının işlevi aslında büyümekti. Bunu fark ettim.
Umut ve Hayal Kırıklığının Çatışması: Huzursuz Duygular
Biraz da kaybolmuş hissettim. Hayal kırıklığının dağlarını tırmandıkça, umut yine çıktı karşıma. O karşıt duygular arasındaki gelgit, beni bir an çok yalnız hissettirdi. Ama o yalnızlık, aynı zamanda beni uyandıran bir şeydi. Her iki duygunun da işlevi vardı. Bir yanda umut, diğer yanda hayal kırıklığı. Her biri birbirini besliyordu.
O akşam, yürürken sokakta kendimle konuştum: “Bir duygu diğerini büyütüyorsa, demek ki her şeyin bir anlamı var.” Her iki duygu da bana bir şeyler anlatıyordu. Hem umut hem de hayal kırıklığı, insana neyi beklediğini ve neyi kaybettiğini öğretir. Ama en önemlisi, duygularımız bizi harekete geçirir, ne kadar karmaşık olurlarsa olsunlar. “Belki de duygularımız bizi olduğumuz yerden alıp başka bir yere götüren bir pusula gibidir,” dedim içimden.
Sonuç: Duyguların İşlevi
Ve o gün, kaybolmuş duygularımın arkasındaki işlevi anlamaya başladım. Her duygu, aslında bir şeyin mesajını taşıyordu. Hayal kırıklığı, bana gerçekliği hatırlattı; umut ise hala hayatta bir yerlerde iyi şeylerin olabileceğine dair bir işaretti. Duygularımızın işlevi, sadece birer tepkiden ibaret değildir; onlar bizi daha güçlü, daha bilinçli kılar. O yüzden, duygularımın işlevini bulmaya çalışırken, belki de çok fazla endişelenmiyorum. Sonuçta, duygularımız, bize sadece ne olduğunu değil, ne olabileceğini de gösterir.
Bunu fark etmek, beni bir parça huzurlu yaptı. Belki de hayat, her duygunun işlevini anlamaya çalışırken, bizi biraz daha büyüten bir yolculuktur.